GERÇEK AŞK KAPIYI BİRKERE ÇALAR
LÜTFEN EMEĞİMİZE SAYĞI GÖSTERİP ÜYE OLUNUZ SEVGİLERİMİZLE
L.O.V.E.B.O.O.K

GERÇEK AŞK KAPIYI BİRKERE ÇALAR

HOŞGELDİNİZ
 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
En son konular
» FERDİ TAYFUR --- SANMA SANA GERİ DÖNERİM CLİP
Perş. Ağus. 19, 2010 11:03 am tarafından yorgun06

» KİM ARABASINI BURDA YIKATTIRMAK İSTER :)
Perş. Ağus. 19, 2010 11:02 am tarafından yorgun06

» ---- SATILIK AV KÖPEKLERİ ---- TAVŞANCI KÖPEKLER
Perş. Tem. 01, 2010 3:26 pm tarafından İSACAN

» FACEBOOK DEHŞETİ
Salı Mart 09, 2010 10:36 am tarafından İSACAN

» AŞK-I MEMNU DİZİSİ FİNALİ... ROMANIN SON KISMI
Çarş. Şub. 17, 2010 6:52 pm tarafından İSACAN

» SEN YAŞA DİYE
Perş. Şub. 04, 2010 6:05 pm tarafından İSACAN

» ASTIM HASTALIĞININ ÇARESİ
Ptsi Şub. 01, 2010 12:59 pm tarafından İSACAN

» Whitney Houston - I Will Always Love You ---UNUTULMAZ BODYGUARD
Perş. Ocak 14, 2010 11:55 am tarafından girl_nez07

» CENGİZ KURTOGLU -- SENİN ESERİN VE SENSİZ KUTLADIM 2 CLİP
Perş. Ocak 14, 2010 11:53 am tarafından gulay_deniz

» K A L B İ N İ N S A H İ B İ
Perş. Ocak 14, 2010 11:50 am tarafından gülizar

» Domuz Gribinden Korunma Önerileri
Perş. Ocak 14, 2010 11:49 am tarafından gülizar

» CÜBBELİ AHMET HOCA---TEKE TEK PROGRAMI
Paz Ocak 03, 2010 4:54 pm tarafından İSACAN

» DELİKANLI SÖZLER--HARBİ SÖZLER
Cuma Kas. 06, 2009 12:14 pm tarafından İSACAN

» SEVGİ SÖZLERİ-AŞK SÖZLERİ
Cuma Kas. 06, 2009 12:13 pm tarafından İSACAN

» ALACAKARANLIK - TWILIGHT ***SÜPER FİLM
Salı Eyl. 22, 2009 3:22 pm tarafından nanek_cyprus

» Zeki Kadınlara Saygılarımla:))))
Salı Eyl. 22, 2009 3:20 pm tarafından gulay_deniz

» ŞANSIMA BAK --- GÜZEL BİR KOMEDİ AŞK
Salı Eyl. 22, 2009 3:19 pm tarafından seninle_mutluyum

» bir iyi birde kötü haber...
Paz Eyl. 20, 2009 3:46 pm tarafından StuBBorN

» ÇILGIN AŞK ADASI FİLM SEYRET
Perş. Eyl. 17, 2009 1:05 pm tarafından gulay_deniz

» BAKICI - THE SITTER FİLM SEYRET
Perş. Eyl. 17, 2009 1:04 pm tarafından seninle_mutluyum

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 75 kişi C.tesi Ağus. 20, 2016 2:41 am tarihinde online oldu.
Istatistikler
Toplam 164 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: omernet

Kullanıcılarımız toplam 646 mesaj attılar bunda 318 konu
En iyi yollayıcılar
İSACAN (328)
 
S_e_R_D_a_R (162)
 
ayşenur26 (23)
 
gülizar (22)
 
StuBBorN (17)
 
GİZEMLİ (15)
 
gulay_deniz (14)
 
Fethan (11)
 
girl_nez07 (11)
 
gizemli_peri (9)
 
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
MUSİC@İSACAN


Paylaş | 
 

 OSMANLIDA KADIN ŞAİRLER

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
İSACAN
SİTE KURUCUSU
SİTE KURUCUSU
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 328
Yaş : 45
Nerden : Kütahya@Antalya
yaptığınız iş : Bilgi işlem @ Grafik
nick : Ege Efsanesi
Kayıt tarihi : 18/09/08

MesajKonu: OSMANLIDA KADIN ŞAİRLER   C.tesi Ekim 18, 2008 12:56 am

I-TASVİR VE TARİHÇE

Osmanlıda kadın şairler kadar, kadın şairler üzerine yapılmış
araştırmaları da gözden geçirmek isteyen bir araştırmacı hayal
kırıklığına uğramayı peşinen göze almak zorundadır. Sözünü ettiğim
hayal kırıklığı kadın şair sayısının azlığı gibi bunlar üzerine yapılan
araştırmaların sayısının da azlığından kaynaklanmaktadır. Geleneksel
dönemde edebiyat tarih ve tenkidinin yerini tutan tezkirelerle sınırlı
kalan edebî araştırmalarda adı geçen kadın şair sayısı iki elin
parmaklarından çok az fazladır. Tezkirelerin sınırlı ifade kalıplarına
sıkışmış olarak birbirine benzer cümlelerle tanıtılan, bir çoğunun
eserleri dahi elimize ulaşmış olmayan bu şairler hakkında doyurucu
araştırmaların yapılmış olmasını zaten bekleyemeyiz. Tanzimat
sonrasında sayılarında artış görülen kadın şairler üzerinde ise
münferit ve ciddi birkaç çalışmanın varlığına rağmen; kadın
şairlerimizi başlangıçtan itibaren ele alarak ortaya gerçek bir
panorama çıkaracak sistemli bir çalışmanın henüz yapılmadığı aşikârdır.
Osmanlı kadın şairlerini gözden geçirmemize yarayacak zaman çizgisi,
Tanzimat zihniyeti ile ikiye bölünmek zorundadır. Ancak Tanzimatın
eksen aldığı zihinsel düzlem üzerinde yenileşen ve Batı etkisine giren
edebiyatın başlangıcından, yani Tercüman-ı Ahval’in neşir tarihi olan
1860’dan sonra da geleneksel çizgide şiir yazmaya devam eden, bir başka
deyişle tipik Divan şairi gibi davranan kadın şairlerden söz
edilebilir. Bu bakımdan kadın şairlerle ilgili söz konusu bölümlenme
yatay bir bölümlenme olmaktan ziyade düşey bir bölümlenme olmak
zorundadır.
Divan edebiyatı ve bunun Tanzimat yılları içindeki uzantısı, yani XV.
ve XIX. yüzyıllar arası, kadın şair kronolojisinin ilk bölümünü teşkil
eder. Zaman bakımından uzun fakat kadın şair sayısı bakımından az bir
niceliğe sahip olan bu dönemi Geleneksel dönem olarak adlandıralım.
Tanzimat hamlesinin getirileri ile biçimlenen ve Cumhuriyete (1923)
veya daha doğrusu harf inkılâbına (1928) kadar süren bölümü ise
Yenileşme dönemi olarak adlandıralım. Kendi içinde Tanzimat yılları ve
Meşrutiyet sonrası olarak ikiye ayırabileceğimiz bu dönem ise zaman
itibarıyle daha dar olmasına rağmen kadın şair sayısı bakımından
yoğundur. Bir başka deyişle Geleneksel dönem ile Yenileşme döneminin
kadın şairlere yüklediği yoğunluk, süre ve sayı arasındaki ters bir
orantıyı işaret etmektedir. Tasvir ve tarihçe cihetinde ortaya çıkan bu
ters orantının yorumu üzerinde bu yazının son bölümünde durulacaktır.
Önce Osmanlıda yetişmiş kadın şairleri kısaca gözden geçirelim:


A-GELENEKSEL DÖNEM

Anadolu sahasındaki ilk şuara tezkiresi sayılan Sehi Bey Tezkiresi’nden
başlayarak tüm tezkirelerde Divan edebiyatının bir mensubu olarak yer
tutan kadın şair sayısındaki ürkütücü tenhalık Osmanlı edebiyatından
kadınlara düşen pay hakkında fikir vericidir. Ve topluca gözden
geçirildiğinde geleneksel dönemde yetişen kadın şairler arasında bazı
ortak hususiyetler dikkat çeker:
Çoğu İstanbul, Trabzon (Fıtnat, Saniye, Mahşah) ve Amasya (Zeynep,
Mihrî, Hubbî) gibi bölgelerde yetişmiştir. İstanbul’un kültür başkenti,
Amasya ve Trabzon’un da birer şehzâde sancağı ve buna bağlı olarak
kendine özgü birer kültür iklimi olduğu düşünülürse, kadın şairlerin
yetişmesi için bu coğrafyaların mümbit bir zemin teşkil ettiği fark
edilir.
Bu kadın şairlerin hemen tümü baba ya da eş vasıtasıyla, genellikle de
her iki taraftan, sosyal statüsü ve refah düzeyi yüksek ailelere
mensupturlar. Vali, kadı, kazasker, şeyhülislâm veya paşa kızıdırlar.
Bir başka deyişle hepsi “Babasının kızı”dırlar. Zeynep bir kadı’nın
kızıdır, Mihrî bir şairin. Sıtkî ve Leylâ kazasker, Fıtnat şeyhülislâm,
Münire sadrazam kızı olarak gelirler dünyaya. Trabzonlu Fıtnat’ın
babası vali, Leylâ Saz’ın babası hekimbaşıdır. (Esasen Yenileşme
döneminde de durum değişmeyecektir. Nigâr Hanım, Fatma Aliye ve Emine
Semiye birer paşa kızıdırlar, Makbule Leman’ın babası V. Murad’ın
kahvecibaşıdır).
Çoğu ilmiye sınıfına mensup babaların kızı olarak müreffeh bir aile
yapısı içinde dünyaya gelen, konak veya yalılarda Osmanlı teşrifatının
kendine özgü büyüsünü teneffüs ederek büyüyen bu kızlar, kız
çocuklarının eğitimi hususunda toplumun genel anlamda “yeterli” bulduğu
tahsil tanımı ile yetinmeyen babalarının teşviki ve programı
doğrultusunda, Osmanlı eğitiminin önemli bir kısmını teşkil eden “konak
eğitimi” ile evde ve özel hocalar elinde yetişmişlerdir. Bazılarının
bizatihi ilk hocaları babalarıdır. Daha az sayıda olmak üzere ağabey ve
eş ikliminden bilgi devşirdikleri de görülür. Bu eğitim genellikle dinî
bilgiler ile Arapça ve Farsça çevresinde genişletilen edebî bir program
takip eder. (Yenileşme etkisine giren ailelerin kızlarına tedris
ettirdikleri programda ise Fransızca baş köşeye oturacaktır).
Geleneksel dönemde kadın şairlerin bir kısmının ehl-i tarik olduğu
dikkat çeker. Bir kısmı Mevlevî (Leylâ), Kadirî (Sırrî) veya Nakşî
(Âdile Sultan)’dirler. Aynı anda birden fazla tarike intisabı
bulunanlarla da karşılaşılır (Şeref, Mahşah). Bu intisab onlara şiir
söylemek hususunda daha bereketli ve özgür bir ortam sağlamıştır.


Sosyal yapılanma itibarıyle devrinin üzerinde yer alan ailelerin
ikliminde yetişen bu kadınlar, çocukluk ve gençlik yıllarından itibaren
aile çevresinde gerçekleşen şiir-edebiyat sohbetlerine, meclislere,
sanat çevrelerine katılma imkânı bulmuşlar, böylece kültürel anlamda
hemcinslerinin önüne geçebilmişlerdir.
Evlilik hayatlarında çoğunun mutlu olamadığı dikkat çeker. Kimi hiç
evlenmemiş (Mihrî, Nakıye), kimi boşanmış ve tekrar evlenmiş ya da
evlenmemiş (Leylâ, Trabzonlu Fıtnat), kimi de kendilerini mutlu etmeyen
bir evliliği sürdürmüşlerdir (Fıtnat). Şiir onlar için bir bakıma
mutsuzluklarının hem sebebi, hem neticesi olan bir hitap alanı
oluşturmuştur.
Bir kısmı güzel sanatların birkaç dalına aynı anda ilgi göstermiş,
şairliğin yanı sıra musıkişinas ya da bestekâr (Leylâ, Zeynep, Mahşah)
ve hattat (Ani, Feride, Trabzonlu Fıtnat) olarak da isim yapmıştır.
Ancak söyledikleri şiir, kısmen Mihrî hariç tutulursa, bir kadın
kalbinde mevcut bulunabilecek duyguların ifadesi olmaktan ziyade dönem
edebiyatının klişeleşmiş mazmunlarıyla terennüm edilen bir erkek
kalbinin yansımalarını verir. Rağbet ettikleri şiir türünün daha ziyade
gazeller, en çok da nazireler olduğu düşünülürse, Geleneksel dönemde
kadın şairlerin, erkek duyarlığı etrafında klişeleşen bir edebiyatın
ağırlığı altında varlık gösteremedikleri fark edilir.

Zeynep Hatun:
Fatih dönemini Mihrî Hatunla birlikte temsil eden Zeynep Hatun, adı
bilinen ilk Türk kadın şairi olup, kaynaklarda Amasyalı ya da
Kastamonulu olduğu ifade edilmektedir. Divan edebiyatının şekillenme
döneminde Fatih çevresinde hissedilen verimli sanat iklimi, sanata ve
sanatçıya hasredilen teşvik bu iki kadın şairin varlık göstermesinde de
etkili olmuş olmalıdır. Asıl adı Zeynünnisa olan Zeynep Hatun bir kadı
kızıdır. Bir kadı olan ve şiir çalışmalarını anlayışla karşılayan İshak
Efendi ile evlenmiştir. Kültürlü bir muhitte yetişmiş, Arapça, ve
şiirler söyleyecek olgunlukta Farsça öğrenmiş, Mihrî Hatun ile
tanışıklık kurmuştur, Şiirin yanı sıra beste yapabilecek ölçüde musıki
çalışmaları da olan Zeynep Hatun 1563’de Amasya’da ölmüştür.
Fatih adına tertip edilmiş bir Divan sahibi olup, eldeki şiirlerine
bakılırsa açık ve sade bir söyleyişin sahibidir. Bir kıt’asının,

Senin hüsnün benim aşkım senin cevrin benim sabrım
Cihanda dem-be-dem artar tükenmez bî-nihâyettir,

beyti ünlüdür.

Mihrî Hatun:
Fatih dönemi şairlerinden olan Mihrî Hatun, Zeynep Hatunla birlikte adı
bilinen ilk Türk kadın şairlerindendir. Amasyalıdır. Asıl adı
Mihrünnisa ya da Fahrünnisa olup, 1460 ya da 1461 yılında doğmuştur.
Mihrî mahlasını kendisi de bir şair olan babası Mehmet Çelebi bin Yahya
(Belâyî)’dan almıştır.
Dillere destan bir güzelliğin, hayranlık uyandırıcı bir kültür ve
birikimin sahibi olmasına rağmen kendisine yöneltilen bütün evlilik
tekliflerini geri çevirerek ömrü boyunca bekâr kalmıştır. Dönemine göre
serbest bir yaşantının sahibi olan Mihrî, tarihçi Hammer tarafından
“Osmanlılar’ın Sapho’su” olarak isimlendirilmiştir. Çevresinde platonik
aşklarına dair fısıltılar daima mevcut bulunan Mihrî’nin, Müyyedzâde
Abdurrahman Çelebi ve Sinan Paşazâde İskender Çelebi’ye duyduğu aşka
dair ipuçlarına şiirlerinde de rastlamak mümkündür. Evinde düzenlediği
edebî meclisler gibi, samimi kadın duygularını çekinmeksizin şiirinde
terennüm etmiş olması cihetiyle de, kendisinden sonra yetişenler
arasında en çok XIX. asır şairi Nigâr binti Osman’a benzetilebilir. Ona
erken bir Nigâr Hanım olarak bakmak mümkündür.
Kolay söyleniyormuş izlenimi veren sade bir şiiri vardır ve bunlar
arasında en başarılı bulunanları nazireleridir. Dönem şairlerinden
Necati’nin etkisinde kalan Mihrî’nin, şiirlerini Necati’ye gönderdiği
ve onun şiirlerine nazireler yazdığı bilinmektedir.
Necati’nin ünlü Döne Döne redifli gazeline nazire olarak yazdığı ve;

Âteş-i gamda kebâb oldu ciğer döne döne
Göklere çıktı duhânımla şerer döne döne

matlalı gazeli bunlardan biridir.
1506 yılında Amasya’da ölen Mihrî Hatun’dan geriye eser olarak Divan’ı kalmıştır.

Hubbî Hatun:
Hubbî Hatun bir XVI. asır şairi olup Divan şiirinin zirvesini teşkil
eden Kanuni dönemini kadın şair olarak temsil etmektedir. (Aynı asırda,
Baki’nin hanımı Tutî Kadın’ın da şiir yazdığı söylenmektedir). Asıl adı
Ayşe olan Hubbî Hatun da Mihrî ve Zeynep gibi Amasyalıdır. Kanuni’nin
süt kardeşi Şemsi Çelebi’nin Hanımıdır. Bu yakınlık Hubbî Ayşe’nin
saraya intisabına zemin hazırlamış, önceleri II. Selim’in, sonra da
III. Murad’ın nedimesi olarak saray muhitinde şiiri için gerekli kültür
atmosferini bulmuş, zamanın hocalarından dersler almış ve Arapça’yı çok
iyi öğrenmiştir. Şuara tezkirelerinde kendisinden evvelki kadın
şairlerden daha kuvvetli olduğu ifade edilirse de, kadın duygularını
terennümü ve lirizmi bakımından Mihrî’nin önüne geçemediği fark edilir.
Erkeksi bir duyuşu vardır.
Gazel ve kasideler yazan, Hurşid ve Cemşid adlı üç bin beyti aşkın bir
mesnevisi olan Hubbî Hatun 1590 yılında İstanbul’da ölmüştür.



Sıtkî Hatun:
XVII. asrın ikinci yarısında yaşayan Sıtkî Hanımın asıl adı Ümmetullah
olup, bir kazasker kızıdır. Kardeşi Faize Hanım da şairdir ancak Sıtkî
kadar tanınmış değildir. Bayramiye tarikatıne mensup olan Sıtkî Hanım
gazel ve ilâhiler yazmıştır. Divan’ı ile Genc-i Envâr ve Mecmuaü’l
Hayal adlı basılmamış tasavvufî şiir mecmuaları bulunmaktadır. 1703
yılında ölmüştür.

Ani Hatun:
Ani Fatma kültürlü bir ailenin kızı olarak İstanbul’da doğmuştur.
Akıllı, bilgili ve eğitimli bir kadın olup, “Hace-i Zenan (Kadınların
Hocası)” lâkabıyla anılmıştır. Arapça bilen, doğu ve Batı
edebiyatlarını öğrenmiş bulunan Ani Hatun’un bir Divan teşkil ettiği
söylenmekteyse de bu eser ele geçmiş değildir. Ani Hatun bir hattat
olarak da ün yapmıştır. Hattatlığının şairliğinden üstün olduğu bazı
tezkirelerde ifade edilmektedir. 1710 yılında ölmüştür.

Fıtnat Hanım:
Asıl adı Zübeyde olan Fıtnat Hanım bir şeyhülislâm kızı olup adı bize
kadar gelen kadın şairler arasında en dikkat çekicilerden birisidir.
Aydın ve şairi bol bir çevrede yetişmiş, edebî muhitlere girip
çıkmıştır. Şiirleri kadar nükteleri ve kendisi ile Koca Ragıp Paşa ve
şair Haşmet çevresinde teşekkül eden latifelerle de tanınmıştır. Ancak
bunların bir kısmı kaba olup, orijinal yazılı kaynaklarda mevcut
bulunmadığına bakılırsa uydurmadır. Fıtnat Hanım kendisini anlamayan,
ruhuna denk düşmeyen, şiirle uğraşmasına bir anlam veremeyen bir zât
olan Derviş Mehmet Efendi ile yaptığı evlilikte hiç mutlu olamamıştır.
Bir Divan teşkil etmişse de şiirlerinde kadın kalbinin samimiyetini
bulmak zordur. 1780 yılında ölmüştür.

Güller kızarır şerm ile ol gonce gülünce,

mısraı ile başlayan şarkısı çok ünlüdür.

Leylâ Hanım:
Bir kazasker kızı olan Leylâ Hanım, Keçecizâde İzzet Molla’nın
yeğenidir. Çocuk denecek yaşta evlendiyse de bir hafta üzerine, daha
ilk geceden kabalıklarına tanık olduğu eşinden ayrılmıştır. Saray
kadınlarıyla yakın ilişkisi olduğu bilinen, iyi eğitimli ve çok
kültürlü bir şairdir. Hazır cevaplığı ve nüktedanlığı ile de
tanınmıştır. Leylâ Hanım, Mevlevî tarikatine mensup olup Mihrî Hatun
kadar olmasa da kadın duygularını biraz olsun terennüm etmesiyle ve
zamanına göre bir kadın için serbest sayılabilecek söyleyişleriyle
dikkat çeker. Edebî bir çevrede yaşamış ve yazmaktan hiç uzak kalmamış
olan Leylâ Hanımın şiir dili açık ve sadedir. Bir Divan’ı vardır. 1847
yılında ölmüştür.

Pür âteşim açdırma sakın ağzımı zinhâr

mısraıyla başlayan

Zâlim beni söyletme derûnumda neler var

nakaratlı şarkısı çok ünlüdür.

Şeref Hanım:
Şeref Hanım şairi bol ve kültürlü bir ailenin kızı olarak 1809 yılında
İstanbul’da doğmuştur. Kadirî ve Mevlevî tarikatlerine mensubiyeti
bilinmekte olup, sıkıntılı bir ömür geçirdiği II. Mahmud’a ve Valide
Sultan’a yazdığı şiirlerden anlaşılmaktadır. Geleneksel kalıplar içinde
kalan şiirlerinde sade ve düzgün bir anlatım vardır. Divan sahibidir.
1861 yılında ölmüştür.

Sırrî Hanım:
Asıl adı Rahile olup Diyarbakırlıdır. 1814 yılında kültürlü bir ailenin
kızı olarak dünyaya gelmiştir. Divan kültürüyle yetişmiş, bir müddet
Bağdad’da yaşadıktan sonra İstanbul’a gelmiş, Kâmil Paşa konağının
şiir-edebiyat sohbetlerine katılmış daha sonra Kâmil paşa ile
evlenmiştir. Kızının ölümü üzerine yazdığı içli bir Mersiye ile tanınan
Sırrî Hanımın bir divan oluşturacak kadar şiiri vardır. Kadirî olan
Sırrî Hanım 1877’de ölmüştür.

Âdile Sultan:
Dönemi, kadın şairler bakımından diğer dönemlere nazaran daha zengin
bir görüntü veren II. Mahmud’un kızı olan Âdile Sultan, 1825 yılında
doğmuştur. Çağdaşı olan Leylâ ve Fıtnat Hanımlardan daha az başarılı
bir şairdir. Saray çevresinde iyi bir eğitim almış olmasına rağmen,
dil, vezin ve kafiye bakımından çözük bir dili vardır. Aruzun yanı sıra
hece ölçüsüyle de şiirler yazmıştır. Fuzulî, Şeyh Galib ve Muhıbbî
(Kanuni Sultan Süleyman) etkisindedir. Kızını ve kocasını kaybetmiş, bu
acılar şiirini etkilemiştir. Nakşıbendî tarikatine girmiş, hikemî
şiirler de yazmıştır. Kendi Divan’ı basılmamışsa da Muhibbî (Kanuni
Sultan Süleyman) Divanı’nın basılmasını sağlamıştır. 1898 yılında
ölmüştür.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://lovebook.clubme.net
 
OSMANLIDA KADIN ŞAİRLER
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Dofus-Sınıflar(Türler)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
GERÇEK AŞK KAPIYI BİRKERE ÇALAR :: LOVEBOOK @ OKUL ARKADAŞLARINIZ :: LOVEBOOK TEZ VE ÖDEV ALANLARI-
Buraya geçin: